Bebeklerde Kabızlık Nasıl Önlenir ?
Baş Ağrısı ve Yüksek tansiyon
Sivilce neden olur ?
Safra Kesesi Taşı Belirtileri neler ?

Tarih Öncesi Çağlarda yaşam nasıldı ?

Kasım 12, 2017

Tarih öncesi çağlar denince ne anlıyoruz. Bugün rahat evlerde oturmakta, yünlü ya da pamuklu elbiseler giymekte, aile, köy, şehir, millet gibi topluluklar içinde yaşamaktayız. Fakat insanlar öteden beri bu şekilde yaşayagelmişlerdir.

Bir zamanlar yeryüzünde sadece hayvanlar ve bitkiler vardı. Bu hayvanlar son derecede yırtıcı ve kuvvetliydiler. Bitkiler de gayet sık ormanlar meydana getiriyorlardı.

Tarih öncesi insanlar

Daha sonraları yeryüzünde insan soyu belirdi. ilk insanlar, yani Adem ile Havva’nın çocukları, torunları vahşî bir hayat sürmüşlerdir. Çiğ et ve yabani ham meyvelerle karınlarını doyurmuşlardır. Vahşî hayvanlardan korunmak için de geceleri dağlardaki mağaralara ya da ormanlardaki iri ağaçların dalları arasına saklanmışlardır. .

Tarih öncesi çağlar

Tarih öncesi dönem üçe ayrılır:

Yontma Taş Devri

Orta Asya’da yaşayan tarih öncesi ilk insanların bizim gibi evleri, aletleri, eşyaları yoktu. Onlar kayalar arasında oyulmuş mağaralarda ya da ağaç kovuklannda yaşıyorlardı. Yırtıcı hayvanlar bu insanların düşmanıydı. Yaşamak için durmadan onlarla savaşmak zorundaydılar. Bu insanlar ekip biçmesini bilmezlerdi. Avladıkları hayvanların etleriyle geçinirler, postlarından giyecek yaparlardı. Taşları kabaca yontup bir sopanın ucuna bağlarlar, böylece meydana getirdikleri aletlerle hayvanları avlarlardı. ilk insanlar çok uzun zaman bu aletleri kullandılar. Bu devre Yontma Taş Devri denildi.

Bu devirde insanlar ateşi keşfettiler. Avladıkları hayvanların etlerini pişirmesini öğrendiler.

Cilalı Taş Devri

Aradan binlerce yıl geçti. İnsanlar taşları cilalayarak, sivrilterek daha kullanışlı, daha ‘keskin aletler yapmasını öğrendiler. Bu aletlerle yırtıcı hayvanlara karşı kendilerini daha kolay koruyabildiler. İstedikleri hayvanları koIaylıkla avlayabildiler. Öte yandan köpek, tavuk, at gibi hayvanları evcilleştirdiler. Tarlaları ekip biçmesini öğrendiler. Çok uzun süren bu devreye de Cilalı Taş Devri denildi.

Maden Devri

Daha sonra madeni keşfettiler. Madenden her bakımdan daha üstün aletler yaptılar. Bu aletler daha kolay, daha çabuk iş görmeye başladılar. Tarım ve savaş aletlerinin hepsini madenden yaptılar. Bu devre de Maden Devri denir. Maden Devrinde insanların en büyük buluşlarından biri de yazıdır. Yazının bulunmasıyla yeni bir devir başladı.

10 bin yıl önce yaşam nasıldı?

Mağaralardaki resimleri kimler yapmış olabilir? 10 000 yıl önce yaşamış olan çocuklar, bir mağaranın duvarlarında bu resimleri görünce ne derlerdi? Bunları ya babam yaptı, ya da dedem, derlerdi.

10 000 yıl önce mağara resimleri

Mağaralardaki resimleri kimler yapmış olabilir? 10 000 yıl önce yaşamış olan çocuklar, bir mağaranın duvarlarında bu resimleri görünce ne derlerdi? Bunları ya babam yaptı, ya da dedem, derlerdi. Kendilerinden önce yaşamış insanları, geçmişlerini ve nereden geldiklerini bilmezlerdi. Günleri yiyecek aramakla geçerdi.

Karınlarını doyurduktan sonra, soğuktan, yağmurdan ve kardan korunmaya çalışırlardı. Birçok tehlikelerle karşılaşırlardı; bunlara karşı koymak için, dağınık olmamak gereğini anlamışlardı. Bunun için de toplu olarak yaşarlardı. Her şeyi deneyerek öğrenirlerdi.

Ağaçlardan meyve toplayarak, hayvanları avlayarak geçinirlerdi. Mağaralarda otlar üstünde yatarlardı.
Bu insanların yaşamaları ilkeldi, ama hayvanlarınkinden farklıydı. Taştan, tahtadan ve kemikten araçlar yapmışlardı. Taşları birbirine sürterek kıvılcım çıkarmayı ve böylece ateş yakmayı öğrenmişlerdi. Sonraları killi topraktan çanak, çömlek yapmasını öğrendiler. Ama yazı yazmasını bilmiyorlardı.
insan eliyle yapılmış ve bugüne kadar kalmış ilk resimlerin 10000 yıl önce yapıldığı sanılıyor. Bu resimler, renkli toprakla ya da bitki sularıyla boyanmıştır.

2000 yıl önce mağara resimleri

Şimdi de aradan 8000 yıl geçtiğini kabul edelim. Böylece insanların ‘ne kadar ilerlemiş olduğunu görüp anlayalım. O çağlarda bu maden, altın madeninden beş kez değerliydi. Altın belki güzel ve parlaktı ama, demir sertti ve çelik haline getirilebiliyordu.


O çağda insanlar, madenden ve kilden eşya yapmış ve ince bükülmüş yünden dokunan kumaşları alıp satmaya başlamışlardı. Mezopotamya ile Mısır’da yazıyı da bulmuşlardı. Artık yaptıkları işleri yazabiliyorlardı. Tapınakları, limanları, su yolları, okulları, kitaplıkları, spor alanları ve din adamları ‘olan büyük şehirler de kurulmuştu. Mısır’da, Yunanistan’da ve Italya’da bulunan eski şehir kalıntıları,
binlerce yıl önce yaşamış ulusların hayatını ve krallarının kudretini bize öğretmektedir.
Mağaralarda, insan eliyle yapılmış ve bugüne kadar gelmiş ilk resimlerin 10 000 yıl önce yapıldığı sanılıyor. Mağara hayatından kurtulan ilk insan, yırtıcı hayvanlardan k
orunmak için göl evlerini meydana getirdi.
O vakte kadar bütün bilgiler ve ilerlemeler, Ön Asya’daki Hititler, Sümerler ve Kuzey Afrika’daki Mısırlılardan çıkmıştı. Fakat bu ulusların kurdukları büyük krallıklar 4000 yıl önce çoktan yıkılmıştı. Ön Asya’dan İspanya’ya ve Kuzeyde İngiltere’ye kadar olan memleketler Roma’lıların eline geçmişti. Bunlar, Yunan uygarlığından yararlandılar.

Finikelilerin ve Yunanlıların ticaret şehirlerini ele geçirmişler hatta yeni baştan kurmuşlardı. Fakat sonraki insanlar, eski ulusların yalnız yollarını ve tapınak harabelerini değil, düşünce ve uygarlıklarını da almışlardı. Eski çağlarda insanlar-tarafından düşünülmüş olan hiçbir şey kaybolmamıştır, kendilerinden sonrakilere geçmiştir. Böylece çelik ve cam, tekerlek ve saban, dokuma tezgahı, matematik ve yıldızlar bilimi zamanımıza kadar gelmiştir. Bütün fikir ve ta 500 yıl önceki şövalye devrini, şatolardaki ziyafetler, şövalyelerin savaş oyunlarıyla hatırlıyoruz. O çağda erkeklerin ayakkabılarına, kadınların başlıklarına varıncaya kadar her şey sivriydi. Biat bilimlerinin temelleri, eski çağların ulusları tarafından atılmıştır. Gençler, ihtiyarlardan bildiklerini öğrenmişler, ”kendileri de bunlara yenilikler katarak sonraki çağlara aktarmışlardır. Böylece, bilim yeni kuşaklara geçmiştir.

 

Kendilerinden önce yaşamış insanları, geçmişlerini ve nereden geldiklerini bilmezlerdi. 10 bin yıl önce insanların günleri yiyecek aramakla geçerdi. Karınlarını doyurduktan sonra, soğuktan, yağmurdan ve kardan korunmaya çalışırlardı. Birçok tehlikelerle karşılaşırlardı; bunlara karşı koymak için, dağınık olmamak gereğini anlamışlardı. Bunun için de toplu olarak yaşarlardı. Her şeyi deneyerek öğrenirlerdi. 10 bin yıl önce insanlar ağaçlardan meyve toplayarak, hayvanları avlayarak geçinirlerdi. Mağaralarda otlar üstünde yatarlardı.

Bu insanların yaşamaları ilkeldi, ama hayvanlarınkinden farklıydı. Taştan, tahtadan ve kemikten araçlar yapmışlardı. Taşları birbirine sürterek kıvılcım çıkarmayı ve böylece ateş yakmayı öğrenmişlerdi. Sonraları killi topraktan çanak, çömlek yapmasını öğrendiler. Ama yazı yazmasını bilmiyorlardı.

İnsan eliyle yapılmış ve bugüne kadar kalmış ilk resimlerin 10.000 yıl önce yapıldığı sanılıyor. Bu resimler renkli toprakla ya da bitki sularıyla boyanmıştır.

2000 yıl önce yaşam nasıldı ?

Şimdi de aradan 8 000 yıl geçtiğini kabul edelim. (Böylece insanların ne kadar ilerlemiş olduğunu görüp anlayalım.

Dünyanın birçok yerlerinde insanlar, o çağda da, daha sonraları da, tıpkı eski çağlarda olduğu gibi yaşıyorlardı. Fakat, Akdeniz çevresinde ve Ön Asya’daki bazı memleketlerde Taş Devri artık sona ermişti, insanlar madenleri bulmuşlar, onları işleyerek araç, silah, süs eşyasını yapmasını öğrenmişlerdi. Örneğin, bakır ile kolay bir arada eritildiği zaman Tunç oluyordu. Bu madenden bıçak, testere, çivi ve toka gibi eşya yapılıyordu, çünkü tunç çok sertti. Demirin bulunması daha da önemli işlemlere sebep oldu. 2000 yıl önce bu maden, altın madeninden beş kez değerliydi. Altın belki güzel ve parlaktı ama, demir sertti ve çelik haline getirilebiliyordu.

2000 yıl önce insanlar, madenden ve kilden eşya yapmış ve ince bükülmüş yünden dokunan kumaşları alıp satmaya başlamışlardı. Mezopotamya ile Mısır’da yazıyı da bulmuşlardı. Artık yaptıkları işleri yazabiliyorlardı. Tapınakları, limanları, su yolları, okulları, kitaplıkları, spor alanları ve din adamları ‘olan büyük şehirler de kurulmuştu. Mısır’da, Yunanistan’da ve italya’da bulunan eski şehir kalıntıları, binlerce yıl önce yaşamış ulusların hayatını ve krallarının kudretini bize öğretmektedir.

O vakte kadar bütün bilgiler ve ilerlemeler, Ön Asya’daki Hititler, Sümerler ve Kuzey Afrika’daki Mısırlılardan çıkmıştı-. Fakat bu ulusların kurdukları büyük krallıklar 4000 yıl önce çoktan yıkılmıştı. Ön Asya’dan İspanya’ya ve Kuzeyde İngiltere’ye kadar olan memleketler Roma’lıların eline geçmişti.Bunlar, Yunan uygarlığından yararlandılar Finike’lilerin ve Yunan’lıların ticaret şehirlerini ele geçirmişler hatta yeni baştan kurmuşlardı. Fakat sonraki insanlar, eski ulusların yalnız yollarını ve tapınak harabelerini değil, düşünce ve uygarlıklarını da almışlardı. Eski çağlarda insanlar tarafından düşünülmüş olan hiçbir şey kaybolmamıştır, kendilerinden sonrakilere geçmiştir. Böylece çelik ve cam, tekerlek ve saban, dokuma tezgahı matematik ve yıldızlar bilimi zamanımıza kadar gelmiştir. Bütün fikir ve tabiat bilimlerinin temelleri, eski çağların ulusları tarafından atılmıştır Gençler, ihtiyarlar dan bildiklerini öğrenmişler, kendileri de bunlara yenilikler katarak sonraki çağlara aktarmışlardır Böylece, bilim yeni kuşaklara geçmiştir.

500 yıl önce yaşam ve insanlık nasıldı ?

Aradan yüzyıllar geçti, insanlar bir türlü rahat bir hayata kavuşamadılar. Hristiyanlık ortaya çıktı, kilise kuruldu. insanları yönetmek bakımından kilise ile derebeyler arasında epey çekişmeler oldu. Bundan sonra batılılar, kutsal şehir saydıkları Kudüs’ü Müslümanlardan almaya kalkıştılar. Almanya’dan, Fransa’dan ve İngiltere’den toplanan kuvvetlerle Kudüs’e, Haçlı Orduları götürdüler. Bu savaşlar başarı kazanamadı; en sonunda Kudüs yine Müslümanların elinde kaldı.

Bu arada doğuya gelmiş olan Hristiyanlar, doğu uygarlığını görünce çok geri kalmış olduklarını anladılar. Doğululara göre, pek ilkel bir durumda olduklarını gördüler. Memleketlerine, ipekli kumaşlar, mis kokulu kremler, güzel mücevherler götürdüler. Yine doğudan getirdikleri şeftali ağaçlarını bahçelerine diktiler ve ıspanak gibi, bilmedikleri sebzeleri de ülkelerinde yetiştirmeye başladılar. Savaşlar insanları fakir düşürdüğü için, onlar da fakirleşmişti.

Bu durumdan kurtuluncaya kadar epey zaman geçti. Sonradan şövalyeler devrini düşünenler, çekilen sıkıntıları değil, şatolardaki ziyafetleri ve şövalyelerin savaş oyunlarını hatırlarlar.

Bu arada Gotik denilen yeni bir yapı biçimi doğdu. Yapıların başlıca özellikleri, sivri kemerli pencereler, sivri kuleler ve sivri süslerdi, O çağda zaten, erkeklerin ayakkabılarına ve kadınların başlıklarına varıncaya kadar her şey sivriydi. Bu başlıklar da, ipekliler, şeftaliler ve ıspanak gibi Doğu memleketlerinden gelmişti. 500 yıl önce artık ortaçağlar da sona eriyordu. Birtakım yenilikler olacaktı. O devirde birçok insanlar okumayı ve yazmayı öğrenmişlerdi. Manastırların dışında da bilginler ve kitaplıklar vardı.

Okumayı öğrenen insanlarda, çağlarının bilimlerine karşı ilgi uyanmış ve bundan dolayı, bilinmeyen şeyleri ve hele Avrupa’nın dışındaki ülkeleri öğrenmek isteği canlanmıştı. Bu çağla birlikte büyük dünya gezileri de başladı. insanlar bilinmeyen ülkeleri görüp öğrenmeye çıktılar, Gemilere binerek engin denizlere açıldılar. Hiç görülmemiş, tanınmamış ülkeleri buldular.

Tarih Öncesi Çağlarda yaşam nasıldı ? haberine benzer haberler :

Tarih Öncesi Çağlarda yaşam nasıldı ? konusunda birşeyler söyle :

İlk yorum yapan sen ol