Dijital kimlikler ve sosyal medya psikolojisi


Ocak 2, 2016

Dijital kimliklerimizi resmen ceplerimize çaktırmadan koydular. Neden mi böyle diyoruz. Çünkü Bugün başınızı kaldırıp baktığınızda kimseyle göz göze gelemiyorsunuz. Çünkü herkesin gözü elindeki telefonun ya da bilgisayarın ekranında.Herkes bir şeyler okumanın, paylaşmanın derdinde. Kimse anı kaçırmak istemiyor ve yaşadığı her anı başkalarıyla paylaşmaya bayılıyor.Takip ettiğiniz kişilerin ne yediğinden tutun, nereye gittiğine, kimlerle olduğuna ve ne düşündüğüne dair her şeyi anında öğrenmek mümkün.

Bu arada asıl hayatın kendisini mi kaçırıyoruz diye düşünmeden edemiyor insan. Başkalarıyla paylaşmaya çalışırken, yaşanmayan anlardan oluşmaya başladı hayatlarımız.Hani müzeleri gezerken birçok yerde fotoğraf çekimine ve özellikle flaş kullanarak çekim yapmanıza izin vermezler. Sebebi de ‘ fotoğraf çekiminin ve flaşların sergilenen eserin rengini soldurması ve bozulmasına yol açmasıdır.Acaba biz de yaşadığımız her anı görüntüleyip orada olmayan bir kitle ile paylaşacağız derken kendi hayatımızın rengini soldurmuyor muyuz?
*Mesela en son ne zaman elinizde telefonunuz olmadan, görüntüleme telaşı yaşamadan bir deniz kenarında oturup tuzlu deniz kokusunu içinize çektiniz?
*En iyi kareyi yakalama derdine düşmeden, ne zaman en iyi kareye doya doya baktınız?
*Denizi bir boydan bir boya geçen gemiyi ne zaman seyrettiniz aralıksız?
*Eliniz telefona gitmeden, sosyal medya hesaplarınızı kontrol etmeden kaç dakika durabilirsiniz örneğin? Çünkü bu durum da artık bir hastalık.

Daha önceki yazılarımızda fomo hastalığına yer vermiştik. Sürekli sosyal paylaşım sitelerindeki hesaplarını kontrol etmek ‘Fearing of Lacking Out (Gelişmeleri kaçırma korkusu) cümlesinin baş harflerinden oluşan ismiyle son birkaç yılın hastalığı oldu. Etrafınıza baktığınızda artık herkesin az ya da çok bu sorunun pençesine düştüğünü anlayabilirsiniz.

Sosyal Medya ve paylaşım siteleri hep konuşuluyor ama her yeni gelişme ve durum gibi burada da korkular, ön yargılar ve çelişkilerle dolu bir tepki sürecinde el yordamıyla doğruyu bulmaya çalışıyoruz. Ben genel durumu bir özetlemek istiyorum bu noktada.Öncelikle biz toplum olarak bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyoruz ve birçok sorunu bu nedenle yaşıyoruz. Yani bir yenilik bilgisinden önce geliyor. Biz kullanmaya başlıyor, sonra öğreniyoruz. Oysa olması gereken önce bilgi edinmek ve öğrenmek sonra uygulamak olmalı ama bizde işler böyle yürümüyor.

Genç kuşak her yeniliğe kolaylıkla uyum gösterirken yaşı 40 ve üstü olan kuşaklar tedirginlikle ve kuşkuyla tepki gösteriyor. Öğrenmeye çalışmak yerine engellemeye çalışıyoruz. Oysa tanımadığınız, korktuğunuz, yasakladığınız şeyi yönetemezsiniz.O sizi yönetir. Halbuki biz yetişkinler de gençler gibi öğrenmeye ve hakkını vererek kullanmaya başlamış olsaydık, bilgisayar oyunlarının zararlarından, internetin tehlikelerinden ve şimdi de sosyal medya bağımlılığından kurtarabilirdik çocuklarımızı.Oysa şu an geldiğimiz noktada onlar zarar görerek, yanlışlara düşerek, tehlikelerle yüz yüze kalarak öğrendiler ve biz yetişkinler de yeni yeni bilgisayar kullanmaya ve özellikle sosyal medyayı kullanmaya çalışıyoruz. Bilmediğimiz ve korktuğumuz şeyleri kötü ve yanlış olarak görme tepkisi geliştirmiş olmamız da son derece doğal.Ancak çocuklarımız bizi de eğitti. Önce tuşlu telefonlardan dokunmatik telefonlara ve tablet bilgisayarlara alıştırdılar bizi. Sonra da sosyal paylaşım sitelerine.
Genç yaşlı neredeyse herkesin bir Fb, Twitter ve İnstagram hesabı var artık.
Herkes ilgisi ve merakı doğrultusunda bir şeyler paylaşıyor.

dijital kimlikler

Dijital kimlikler cepte

Bu arada herkesin bir profili oldu. Bu da aslında bizim yeni Dijital Kimliklerimiz.
Bu kimliklerimiz bizimle ilgili pek çok bilgi veriyor kurumlara ve kuruluşlara.
Zira bizi bu şekilde takip edebiliyorlar. Hatta neleri izlediğimize dair tüm bilgileri görüp, karşımıza ilgi alanımıza uygun sayfaları, ürünleri ve reklamları getirebiliyorlar.
Bu türden bir izleme satış yapan firmalar için çok önemli, hangi kitlenin ne ihtiyacı olduğunu, nelere ilgi duyduğunu gayet güzel belirleyip sunum yapabiliyorlar.
Kısaca sosyal paylaşım sitelerinde herkesin mutlu olduğu bir hayat var gibi görünüyor. Herkes mutlu çünkü herkes hem takip ediliyor, hem başkalarını takip ediyor.
İşin bu kısmı önemli. Zira bireyin gerçek hayatta yapmaktan çekindiği, ayıplanır korkusuyla yapamadığı pek çok şeyi yapma imkanı veriyor.
Örneğin topluluk önünde konuşmaktan çekinen bir birey, Fb hesabında herkesin gördüğü ve paylaştığı bir fotoğrafa ya da makaleye yorum yazarak bir anda binlerce kişinin önünde okunan bir birey olabiliyor ve onlarla doğrudan yüz yüze gelmediği için utanıp kaygılanmasına yol açan bir duruma düşmüyor.
Bir kurumun yetkilisiyle, bir devlet görevlisiyle ya da hayranı olduğu bir sanatçıyla yan yana gelip konuşma imkanı bulmasının çok zor olduğu bir durumda, doğrudan kendisine mesaj yazabiliyor, isteğini iletip iletişime geçebiliyor.
Bu anlamda bakıldığında son yapılan araştırmalar sosyal medyanın ve paylaşım sitelerinin olumlu yönlerinin giderek arttığını gösteriyor. Bu, aslında sosyal medyayı kullanmayı öğrenmek ve doğru kullanmakla da yakından ilgili.

 


Dijital kimlikler ve sosyal medya psikolojisi haberine benzer haberler :

"Dijital kimlikler ve sosyal medya psikolojisi" yazısı hakkında yorumlar

Görüşlerin bizim için çok önemli.