Sosyal Medya Bağımlılığı


Ocak 2, 2016

Sosyal Medya Bağımlılığı

Sosyal medyanın fazlasının zarar olduğunu  alıklı Rum Hastanesi Anatolia Bağımlılık Tedavisi Kliniği Şefi Doç. Dr. Ayhan Kalyoncu, şöyle açıklamış: ”online olmak için aşırı çaba harcayan ve web bağlantısı olmayınca sıkıntı yaşayan, işini, gücünü, ailesini ve hata yeme içmesini bile ihmal edecek düzeyde sosyal medya kullanan insanların bağımlı kabul edilebileceklerini” belirterek, bu bağımlılığın da ötekiler gibi tedavi edilmesi gerektiğini söyledi.

Doç. Dr. Kalyoncu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sosyal medya üzerinden kurulan kolay iletişim nedeniyle insanların yüz yüze görüşmelerinin azaldığını söylemenin doğru olmayacağını kaydetti.

Sosyal medya zararlı mı?

Kişi interneti bağımlılık derecesinden kullanmıyorsa, sosyal medya sayesinde birçok eski arkadaşına ulaşabildiği gibi yeni dostluklarda kurarak sosyal ilişkilerini geliştirebildiğini belirten Kalyoncu, hatta sosyal medya sayesinde iletişim kuran çekingen insanların, sosyal ilişkiler esnasında yaşadıkları kendilerinden emin olmama ve rahatsızlık hissini daha az yaşayabileceklerini ifade etti.
Bazı kişilerin sosyal medya kullanımı ile diğer yollarla elde edemeyeceği duygular ve tatmin olma hissine ulaşabileceğine dikkati çeken Kalyoncu, şunları kaydetti:

”Kişinin halledilemeyen bazı problemleri unutmasını ve bu konuda iyi hissetmesini sağlayabilir. Neticede insanlarla daha önce kuramadığı düzeyde sosyal iletişimi internet yolu ile sağlayan kişi, yapay, geçici bir güven hissi, sakinlik, kendine değer verme, başarı, güç ve kontrol edebilme duyguları geliştirir. Bu yararlar ne kadar anlık ve sanal dünyada olsa da kişi için fayda sağlar. Böylece sanal dünyada edindikleri bu zevkten dolayı, kişiler gerçek yaşamda da daha istekli davranmaya başlar. Ancak web ortamında sağlanan heyecan, iyilik hissi ve neşe, kullanıcılardaki bağımlılık örüntüsünü destekler.

Giderek gelişen bu durum sonucunda kullanıcılarda oluşan bağımlılık nedeniyle çevrim dışı olduklarında mutsuz ve sıkıntılı olurlar. Sonuç olarak internet kullanımı içinde azı yarar, çoğu zarar yaklaşımının geçerli olduğunu söyleyebiliriz.”

Sosyal medyanın fazlası zarar

SOSYAL MEDYANIN RİSKLERİ NELER

Sosyal medya üzerinden kurulan ilişkilerin yüz yüze görüşmelerle sağlanan ilişkilerden farklı olabileceğinin unutulmaması gerektiğini vurgulayan Kalyoncu, çoğu zaman sosyal medya veya diğer yollarla web üzerinden kurulan ilişkilerde daha önceden tanışılmayan kişilerin kendilerini olduklarından farklı gösterebileceklerine dikkat çekti.

Kalyoncu ”Yazışarak kurulan iletişimlerde kişiler, yüz yüze kurulan iletişimde olduğu gibi gerçek duygularını hemen belli etmez ve hatta çok daha fazla düşünerek karşı tarafı etkileyecek şekilde davranırlar. Bu da iletişim kurduğunuz kişinin gerçeğini anlayamamak gibi önemli bir sorun doğurabilir” dedi.

Sosyal medyanın yanlış kullanımının her yaş gurubu için risk teşkil ettiğini belirten Kalyoncu, şunları söyledi:

”Özellikle gelişme dönemindeki çocukların aşırı internet kullanımı sosyal ilişkilerde yetersizliğe sebep olabileceği gibi gereksiz bir hayal dünyasına hapis olmaları nedeniyle yaşam performanslarını düşürebilir. Aile bireylerinin yoğun sosyal medya kullanımları bazen aile içi iletişim düzeyini de düşürmektedir. Hatta bazen olduklarından farklı kimliklere girerek sosyal medyada tanışıp birbirleri ile flört eden eşler bile mevcuttur. Tabii ki bu durum ilgi çekicidir. Daha önce niçin birbirleri ile bu düzeyde ilişki kurmadıklarını sorgulamaları gerekir. Ancak bu durum çoğu zaman bu bakış açısı yerine niçin bir başka insan arayışına geçildi diye değerlendirilip şiddet dahil sert tepkiler şeklinde sonuçlara neden olabiliyor.”

INTERNET BAŞINDA 20 SAAT

Sosyal medya kullanımının çok aşırı boyutlara varması halinde web bağımlılığından bahsedilebileceğini belirten Kalyoncu, bağımlı kişilerin tek oturumda 20 saate kadar çıkabileceklerini, ortalama haftada FORTY ile 80 saat arasında internet kullanabileceklerini kaydetti.

Bu kişilerin aşırı kullanımı sürdürürken gece geç saatte internete bağlanmalarından dolayı uyku düzenlerinin bozulduğunu belirten Kalyoncu, bazı kullanıcıların daha fazla uyanık kalabilmek için aşırı kahve içimi ve hatta kafein hapları kullandıklarını ifade etti.

Uyku bozulmalarının akademik ve mesleki çalışmaları zayıflatabileceği, bağışıklık sistemini çökertebileceğini belirten Kalyoncu, şunları kaydetti:

”Sosyal medyayı kullanan bazı kişiler için bağımlılıktan bahsedebiliriz. Özellikle on-line olmak için aşırı çaba harcayan ve web bağlantısı olmayınca sıkıntı yaşayan, işini, gücünü, ailesini ve hata yeme içmesini bile ihmal edecek düzeyde sanal medya kullanan ve bu durumdan dolayı giderek fazla sorun yaşayan insanlar için artık bağımlı demek zorundayız. Bu durumda oluşan bağımlılık da diğer tüm bağımlılık türleri gibi tedavi edilmeyi gerektirir. Eğer web kullanımı çok ileri düzeylere varmışsa örneğin kişi artık eve bile çıkmayarak neredeyse tüm gününü bilgisayar başında geçiriyorsa, yemek yemesi, içmesi bile bilgisayar masasında oluyorsa, işini veya okulunu ihmal ediyorsa burum klinikte yatarak tedavi gerektirir hale gelmiş demektir. Bağımlılık düzeyi daha düşük ise ayaktan takibe alarak ilaç ve psikolojik tedaviler uyguluyoruz.”

KULLANICI YAKINLARININ ŞİKAYETİ

Sosyal medya kullanımından kaynaklanan sorunlarla son birkaç yılda çok sayıda hastanın başvurduğunu belirten Kalyoncu, başvuruların kişilerin kendisinden çok yakınları tarafından yapıldığını ve özellikle evlilik sorunlarından oluştuğunu söyledi.

Sosyal medyanın doğru ve yerinde kullanılması halinde bazı insanların diğer yollarla elde edemeyeceği kadar geniş bir sosyal ilişkiler ağına sahip olabildiğine dikkat çeken Kalyoncu, bu durumun kişinin halledilemeyen bazı problemleri unutmasını ve kendisini daha iyi hissetmesini sağlayabileceğini kaydetti.

Doç. Dr. Kalyoncu, bu kişilerin sanal dünyada edindikleri rahat ve güçlü olma duygusunun onları gerçek yaşamda da daha istekli davranmaya yöneltebileceğini belirterek, özellikle sağırlık, yürüyememe gibi fiziksel problemleri nedeniyle sosyal iletişim kurma şansı düşük insanlar için sosyal medyanın gerçekten çok büyük bir şans olduğunu söyledi.

 

Fomo Sendromu sosyal medya haberlerine bağımlılık

Fomo Sendromu nedir dediğinizi şimdi duyar gibi oluyoruz. Sosyal medya ve akıllı telefonlar günlük yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. İnsanlar artık birçok şeyi gerçekte değil sanal ortamda yaşamayı tercih ediyorlar. Ancak buna bağlı olarak çeşitli hastalıklar ortaya çıkıyor. Birçok insanın uykusuz kalmasına, sürekli sosyal hesaplarını kontrol etmesine neden olan bu fobi kaygı bozukluğuna neden oluyor. Fomo hastalığında kişi internet ve sosyal medyada çok fazla zaman harcıyor, sanal dünya ile bağlantıları kesildiğinde kendilerini huzursuz hissediyorlar, paylaştıkları bir görsel veya bir yorum yeteri kadar beğeni almadığında duygusal çöküş yaşayabiliyor.Günlük hayatınızda sosyal medya hesaplarınızı, gelişmeleri kaçırıyorum korkusuyla sürekli takip etme ihtiyacı duyuyorsanız ve özelikle sosyal medyayı iş saatlerinden çalarak kullanıyorsanız yüksek ihtimalle fomo sendromuna yakalanmış olabilirsiniz.

fomo

Fomo Sendromu etkileri ve kurtulma yöntemleri

Sosyal ağlarda geçirilen zaman iş yaşantınızı, eşiniz ve ya çocuklarınızla olan ilişkinizi hatta ruhsal sağlığınızı olumsuz yönde etkilemeye başladıysa önlem alınmalıdır. Aslında bu rahatsızlıktan kurtulmak kişinin kendi elindedir. Kişi öncelikle bunun sanal bir ortam olduğunun farkına varmalıdır. Sosyal ağlar olmadan kendini çok eksik hissedenler ilk olarak web ya da sosyal medyada geçirdiği zamanı belli bir saat aralığında tutulmalı ve bu süreyi aşmamaya dikkat edilmelidir. Gerekirse bu konuda çevrenizdeki insanlardan yardım istemesi faydalı olacaktır. Kişi çevresiyle iletişim kurmaya çaba göstererek gerçek yaşamdaki sosyal aktivitelerini arttırmalıdır. Bir arkadaşla buluşmak, hobiler edinmek, sinemaya ya da tiyatroya gitmek dışarı çıkıp yürüyüş yapmak fomo sendromunu atlatmak için doğru adımlar olacaktır. Hasta tüm bu çabalara rağmen hala bu bağımlılıktan kurtulamıyorsa bir uzmandan yardım alabilir.

Boşanma sebebi sosyal medya bağımlılığı

Boşanma sebebi sosyal medya olabilir mi? Sosyal medya yaşantımıza öncelikle cep telefonları ile epeyce yerleşti son zamanlarda. Telefon satın alırken artık içinde uygulamasıyla satın alıyoruz. Sanki herkes sosyal medyada bir hesap açmak ya da bir hesap sahibi olmak zorundaymış gibi.Sosyal Medyada ne kadar çok varsak, sosyal hayatta o kadar yokuz aslında. Sanal dünyada aktif olmak, masa başına, ya da eldeki telefonun ekranına kilitli kalmak anlamına geliyor. Çevrenize bir bakın şöyle: Küçücük çocukların elinde de telefon var, biz yetişkinlerin elinde de. Çocuklar da artık bir sosyal hesap sahibi, bir yetişkinler de..

Geçtiğimiz yazılarımda bahsettiğim gibi neredeyse hepimiz ‘acaba hangi gelişmeleri kaçırıyorum, şu an neler oluyor ’ merakı ve kaygısıyla sürekli olarak hesaplarımızı kontrol etme ihtiyacı duyuyoruz ki bu durumun da bir adı var artık biliyorsunuz: FOMO. Yani Fear of lacking out. İster istemez, elimiz hep telefonların tuşlarında. Ekran ışığının sönmesine asla tahammülümüz yok. Çünkü o arada başkaları bir şey paylaşıyor. Kaçırmamak lazım.Oysa hayatı kaçırıyoruz. Akıp gidiyor anlar gözlerimizin önünden. Artık arabada giderken dışarı bakmıyoruz, tükeniyor yollar pencerelerde. Yürürken kimseyi görmüyoruz, siliniyor yüzler ve ifadeler. Silüetler kalıyor sadece.

boşanma sebebi

Biz hep içeride neler olduğuyla ilgiliyiz. O minik aletlerle açıldığımız kocaman bir deryada ne olup bittiğiyle o kadar ilgiliyiz ki, işte o mahkemedeki evli çiftin durumuna düşüyoruz fark etmeden. Eşler, başkalarıyla kendisinden daha çok ilgilenen ve zaman geçiren bir spouse istemiyor haklı olarak. Tanımadığı insanların neler paylaştığına ya da neler yaptığına bu kadar odaklanınca, en yakınındakini görmez oluyor insan demek ki.

Evlilik yaşayan bir kurumdur. Durağanlaştığında, beslenmediğinde, güneş görmediğinde, sulanmadığında bir bitki gibi solar, ışıltısını kaybeder, kendini tüketir. Eşler birbirini nikahlı ve tapulu malı gibi gördükleri sürece evlilikler kaçınılmaz sona er ya da geç ulaşır. Yani evlilikler ya biter ya da çocukların hatırına(!) sürdürülmeye çalışılır. Evinize bir bitki aldığınızda nasıl ki bir kenara koyup orada bırakmıyorsanız, zaman zaman vitamin verip, sık sık sulayıp, ışık ve güneş görmesine dikkat ediyorsanız, evlilik de böyle özen ister.

‘Nasılsa evlendik, ihtiyaçlarını da karşılıyorum, başka ne ister ki? ’ derseniz en önemli ihtiyacın parayla satın alınamayacak ilgi ve ifade edilen sevgi olduğunu unutursanız o ilgi başka yerlerde aranmaya başlayabilir. Ya da karşı ilgisizlik olarak geri dönebilir.
Hayat şartları çok iyi olan ama anlaşamayıp boşanan insanları ya da zor şartlarda yaşıyor olmalarına rağmen birbirine bağlılıklarını sürdürenleri gördüğünüzde bilin ki evlilik için en önemli eksik para ya da satın alınabilen eşyalar değil, alınamayan ve yeri hiçbir ekonomik değerle doldurulamayan sevgidir.
Evlilikler bitiyorsa bunun tek suçlusu olarak Sosyal Medya ’yı görmek ve göstermek yanlış olur. Sosyal Medya sadece kolaylaştırıcı ya da boşanmaları tetikleyici bir etken olabilir ancak. Çünkü yıllardır boşanmaların artmış olması konuşulagelen bir konudur.
Günümüzde evliliklerdeki o derin boşlukları dolduran Sosyal Medya oldu. Birbirine karşı soğumuş eşler, internette farklı hayatların ışıltısıyla ısınmaya başladılar. Tehlikeli olan burasıdır.

Sanal hayatlara, aslında gerçek olmayan yaşantılara inanmak, var olduğunu zannederek hayallere kapılmak yok ediyor pek çok evliliği.
İnternetin başına oturan ve herhangi bir sosyal paylaşım sitesine giren bir kadın, yan odada uyuyan eşini eskisi kadar çekici bulmuyor. Aynı şey bir erkek için de geçerli. Tüm gün çalışmış ya da çocukların, evin ve alışverişin peşinde koşuşturmuş bir kadın erkek için de hiç cazip görünmüyor. Gözlerini ekrana çevirdiğinde ise, çok renkli bir hayat var orada. Sürekli olarak bakımlı kadınlar ve erkekler topluluğu. Hep bir tatil ya da eğlence havasında akıp giden paylaşımlar.Evdeki eşinden istediği ilgiyi görmeyen ve beklediği sözcükleri duymayan o kadınlar ve erkekler soluğu Sosyal Medya ’nın ışıltılı ama sahte dünyasında alıyor. Sanal olduğu şuradan belli ki, insan orada zaman geçirmeye doymuyor.
Ve bir de tabii ki insanın en temel duygularından birisine hitap ediyor: Onay ve kabul görme ihtiyacına. Paylaştıklarımız beğeniliyorsa, yorum alıyorsa hatta paylaşılıyorsa toplum tarafından ya da grup tarafından onaylandığımızı düşünüyoruz. Bundan da keyif alıyoruz. Ama zamanla bu keyif yetmiyor. Aynı sigara tiryakiliğinde olduğu gibi. Haz aldıkça aynı hazza ulaşmak için aynı davranışı tekrar etmeye başlıyoruz.
Sonra yine, yine ve yine aynı davranışları yapıyoruz. Derken bir bakıyorsunuz birey tüm zamanını elindeki telefonla oyalanarak geçirmeye başlıyor. normal şartlarda düşündüğümüzde bir insan sahip olduğu telefonla ne kadar süre sıkılmadan oyalanabilir ki?!

Ama o bir telefon olmaktan çok bir medya platformu. Gazetelere ulaşabiliyorsunuz, haberleri öğreniyorsunuz, yolunuzu buluyorsunuz, o kadar ki sizi gideceğiniz yere kadar götürüyor bile. Yakınınızda yörenizde kim var öğrenebiliyorsunuz,  alışveriş yapabiliyorsunuz, çocuğunuzun notlarını öğreniyorsunuz? Aklınıza gelen her şeyi yapabiliyorsunuz.Ama eş olamıyorsunuz! Arkanızı dönüp baktığınızda ise eşinizi orada bulamıyorsunuz. Çünkü orada siz yoksunuz. Boşanma davası açan eşe itiraz etmeniz de faydasız.Sosyal Medya marifetiyle ve Yargıtay kararıyla boşanmış oluyorsunuz.

Çocuklarımızın sosyal medya bağımlılığı

Sosyal medya bağımlılığı çocuklarımız üzerinde etkisini arttırıyor. Çocuklarla bu kadar iç içe bir teknolojik hayat çok doğru ve sağlıklı değil. Bütün uyarılarımıza rağmen hala yemek yedirirken çocuğunun eline bilgisayarı ya da telefonunu veren anne babalar var. Bir mekanda ya da bir sohbette çocuklar gürültü yapmasın diye, konuşma bölünmesin diye ve en kolay yöntem bu diye, aslında açıkça yazmak gerekirse çocuklar oyalansın, sessiz olsun biz de kafamızı dinleyelim diye bu yöntemi seçen anne babalar çok yakın gelecekte bu yaptıklarının ne büyük bedelleri olacağını görecekler.

Yemek yedirirken çocukla sohbet etmek, onunla ilgilenmek yerine, bir an önce yesin bitsin, çok yesin ve ne yediğini anlamasın düşüncesiyle başvurulan bu yöntemler yakında anne babasıyla konuşamayan, konuşmaktan keyif almayan, aklı fikri elindeki teknoloji harikası alette oynadığı son oyunun skorunda olan bir nesil yarattı. Hep birlikte yarattık aslında. Bu çocukların seçimi değildi, bu biz yetişkinlerin seçimiydi. O çok pahalı aletleri almak da onların fikri değildi, onlar da bizim seçimlerimizdi.

sosyal medya bağımlılığı

Sosyal medya bağımlılığı hat safhada

Şimdi elindeki makinenin ekranından gözünü ayıramayan çocuklarımıza bakıp, ne yapalım elinden alamıyoruz demek de zamanında alamadığımız sorumluluğu bugün hala alamadığımızın bir itirafıdır aslında. Öyleyse madem sosyal medya ile internetle, bilgisayarla bu kadar bu kadar iç içe hayatlar sürüyoruz; zaman reddetmek, kötülemek, yok saymak ya da hafife almak zamanı değil, çocuklarımıza doğru kullanmayı öğretmek zamanı. Bunun için de öncelikle anne babalar olarak bizlerin teknolojiyi öğrenme ve bilinçli bir kullanıcı olma zamanı.

Sosyal medya dediğimiz alan, sadece yediğimizi içtiğimizi ya da gittiğimiz yerleri paylaşmak için değil, çok daha olumlu, yararlı ve birleştirici kullanılabilir. İhtiyacımız olanları bulabilir, ihtiyaç sahibi olanlara ulaşabiliriz. Yardım çağrılarına ses olabilir, kan arayışlarında hayat verebiliriz. Bunun için öncelikle interneti ve teknolojiyi oyuncak olarak görmemek, doğru kullanmaya yönelmek gerek. Bunu bir an önce yapmak ve çocuklarımıza da örnek olmak gerek.

Çocuklarımız için artık sosyal medyanın doğru ve iyi kullanımına önem vermek, çocuklarımıza da bunu öğretmek gerek.

Sosyal medya halüsinasyonları

Bunun da ötesinde sosyal paylaşım sitelerinde ve özellikle Facebook ’ta hastane odasında, acil servisten kolunuzda serum takılıyken bile paylaşım yapabiliyorsunuz. Ne mutlu ki anlık paylaşımlar yapmak bile artık imkan dahilinde. Bu sitelerin birbirine entegre edilmesi gibi ayrıca bir kolaylık da var.Mübarekler hepsi anlaşmış ve birinde paylaştığınız bir durum bilgisi ya da yer bildirimi veya fotoğrafınız anında diğer hesaplarınızda da görülebiliyor.

sosyal medya

Sosyal medya aslında yalnızlık mı?

Sosyal Medya denilen mecra o kadar büyük bir derya ki, eskiden ulaşılamaz diye düşündüğümüz herkes bir tık ötenizde. Sanatçılar, devlet başkanları, kurumlar, yetkili ilgili kim varsa anında ulaşabiliyorsunuz.
Düşünsenize Amerika Birleşik Devletleri başkanı Barack Obama ’ya evinizde otururken, hatta üzerinizde pijamalarınız varken bir mesaj yazabilirsiniz.

Kiminle iletişime geçmek istiyorsanız başka hiçbir resmi işleme gerek kalmadan o an, o saniye ve canınızın istediği şekilde iletişim kurabilirsiniz. Hatta ağzınıza geleni söylemek için bir tuşa basmanız kafi.
O gün çok mu gerginsiniz, sabah tersinizden mi kalktınız, öfkenizi birilerinden mi çıkarmanız gerekiyor?
E ne duruyorsunuz hadi sosyal medya hesaplarınızdan birinin başına geçin, gözünüze kestirdiğiniz birisi de varsa ne ala, değilse ‘ooo portakalı soydum, baş ucuma koydum ’ hesabı yapıp arkadaş listenizden ilk denk gelen kişiyle başlayabilirsiniz mesela.
O an içinizden geçenleri en ufak bir sansüre uğratmadan karşınızdaki kişiye (daha doğrusu karşınızda olduğunu varsaydığınız kişiye) yazabilirsiniz.
Fb ’ta paylaştığı bir duruma ya da İnstagram ’da paylaştığı bir fotoğrafa en çiğ yorumunuzu yazabilir, seviyeyi olabilecek en alt düzeye indirebilirsiniz.
Ya da örneğin Twitter ’da kendi zaman tünelinde yazmış olduğu bir yoruma anında çemkirebilirsiniz.

Bir anda herkesin dikkati sizin üzerinize toplanır, hatta takipçileriniz bile artabilir. Bundan daha iyi ilgi çekemezsiniz eğer aradığınız bu tip bir ilgi ise. Ve iletişim denilen karşılıklı etkileşimden anladığınız bu ise.

İşin şakayla karışık yazdığım tarafı böyle ama inanın bütün bunlar gerçekten olan şeyler ve biz maalesef sosyal medya paylaşım sitelerinden büyük oranda bunu anlıyoruz. Böyle davranıyoruz. Sosyal Medya Davranış Kültürü başlığıyla bir tez konusu olsa kesinlikle ana malzeme budur.

Olayın başka bir tarafında durum daha vahim bir hal almış vaziyette.
Facebook ’ta sizi arkadaş olarak ekleyen kişiyi, profiline bakarak, hele arada bir de tanıdığınız birisi varsa arkadaş olarak listenize kabul ettiğinizde çok enterasan tepkiler alabilirsiniz.
Ben de beni eklemiş kişileri, eğer profilinde çok uçlarda paylaşımlar yoksa, ya yazılarımı okumuştur ya da bir seminerimde bulunmuştur düşüncesiyle kabul ediyorum. Buraya kadar her şey commonplace ama sonrasında bazı insanların tavırları değişiyor. Hatta asıl zihniyetin ne olduğunu özel mesajda yansıtıyorlar.

Mesela şöyle bir yazışma eminim pek çoğunuza tanıdık gelecek:

– Mrb.

– (5 dakika sonra) Tşkrler arkadaşlık teklifimi kabul ettiğiniz için.

– (bir 15 dakika kadar sonra) Slm. Nbr?

– Orda mısın?

– (8 saat kadar sonra) Yazmayacak mısın?

– Nasıl gidiyor? Nasılsın?

– (Ertesi gün) Orda mısın? Niye yazmıyorsun?

– (2 gün sonra) Madem yazmayacaktın, neden arkadaşlık teklifimi kabul ettin?

Gerçekten de sorunumuz yalnızlık mı, yorumlarınıza sunuyoruz…

Sosyal Medya Bağımlılığı haberine benzer haberler :

"Sosyal Medya Bağımlılığı" yazısı hakkında yorumlar

Yazıya 1 yorum yapılmış.

Seren Güler Aralık 31, 2016

Bilgi için çok çok teşekkür ederim.